29 Haziran 2014 Pazar

Brezilya kazandı, şişeyi ben yedim


Dünya

Kupası’nda kala kala geriye 16 maç kalmıştı. Açılışı Belo Horizonte’de Brezilya–Şili mücadelesi yapacaktı. Rio de Janeiro’dakiler için maçın en güzel izleneceği yere, Copacabana’ya yola koyuldum. Her şey böyle deyince hoş gözükse de Dünya Kupası maçlarını Brezilya’da takip etmek o kadar da kolay değil. Maç saatleri futbolun merkez kıtasındakiler de izleyebilsin diye günün ilk maçları yerel saatle 13.00′deydi. Bu nedenle günün ilk saatlerinde uyanmak lazımdı. Maça iki saat kala uyanınca, yol da bir saate yakın sürdüğü için apar topar çıktım evden.

Sabah

mahmurluğumu metroda karşılaştığım taraftarların tezahüratları ile attım. Copacabana’ya vardığımda maça 5 dakika kalmıştı.


Brezilya çeyrek finalde“Viva Chile!”

Son 16 mücadeleleri başlamadan önce Şili, 2010 Dünya Kupası’nda da etkilediği gibi etkilemişti beni de. Bulutsuzluk Özlemi’nin Şili’ye Özgürlük şarkısından kaynaklı farklı bir gönül bağımın olmasının yanı sıra, bambaşka bir futbol hikayesine şahitlik etmek için Brezilya’nın elenmesini istiyordum. Bu nedenle Şilili’ydim. Formam yoktu ama mücadelenin tamamına yakınını onlarla izledim. Daha önce de maçlarını birlikte takıp ettiğim Şilili taraftarlara ve onların tutkulu yanlarına hayran kalmıştım. Özellikle tek atımlık ama çok etkileyici olan, “Chi, Chi, Chi, le, le, le. Viva Chile” tezahüratlarına bir kez daha şahitlik etmek güzel olacaktı. İlk yarı David Luiz ve Alexis Sanchez’in karşılıklı golleriyle tamamlandığında Şililier umutlu, Brezilyalılar tedirgindi. Çünkü defansta yapılan bir hatayı çabuk ve güzel bir organizasyonla değerlendirmişti Şili, kolay lokma olmadıkları gibi tehlikelilerdi. Devre arası Samba!

İlk yarı bittiğinde daha kalabalık, daha hareketli bir Şilili grup aranmaya başladım. O sırada caddeden gelen müzik seslerine ilerlediğimde bir grup müzisyen davullarını almışlar ve devre arasını hareketsiz geçirmemeye yemin etmişler gibi çalıyorlardı. Kendimi müziğe ve dansa kaptırmıştım ki bir ikinci yarının başladığını Hulk’un golüne sevinenleri duyunca anlayabildim ancak. O golün de geçersiz olduğunu ancak 80. dakikada anlayabildim. Şilili grupla maçı izlerken

Türkiye

‘den geldiğimi söylediğimde ilginç bir ilgi gördüm. Maç arasında Şili’nin kazanmasını istediğimi söylediğimde “Bu büyük bir tarih olur ama bizi burada öldürebilirler!” dedi Andres. Karşılıklı yapılan küfürlü tezahüratlar başlamıştı bile. Bense artık ezberlemiş olduğum Şili tezahüratlarını arkadaşlarımla birlikte söylerken mücadelenin uzatma dakikalarında Pinilla’nın direkten dönen şutunda Brezilyalılar buz kesmişti. Zaten karşılaşmanın çoğunda da oldukça gergin bir ruhlindelerdi.

Kolombiya 2-0 Uruguay

Şili yenilince ben de yenilmiş sayıldım

Maç penaltılara kaldığında, her atış öncesi kısa bir sessizlik ve sonrasında ise çılgınca atılan çığlıklar Copacabana’yı kapladı. Karşılıklı havada uçuşan teneke bira kutuları, caiprinhalar da cabası. Son penaltıya gelmeden, bir diğer Şilili, “Atış sonraki kendini koru ne olur ne olmaz” dedi ve olan oldu. Gonzalo Jara atışı kaçırdı. Brezilyalılar çıldırdı. İçinde bulunduğum bir grup Şilili kendini korumak için çantalarını kafalarına koydu. Ben elimdeki kamerayla çekim yapmaya çalışırken içi su dolu pet şişenin ne kadar sert olabildiğini o an hissettim. Şişeyi kafaya yemiştim! Çok hasarım olmadı. Yanından geçtiğim Brezilyalıları tebrik ederek caddeye çıktım. Sambacılar Şililileri el sallayarak ya da etraflarında küçük çemberler oluşturup sevinç gösterileri yaparak uğurladılar. Devre arası müzik yapan grup maç sonunda da oradaydı ve samba devam etti. Beni ise Maracana yolları bekliyordu. Maracana’da 5. maç

Maçın uzaması işime gelmedi. Kolombiya – Uruguay mücadelesinin başlamasına 1 saat vardı ve sahilden stadyuma gitmek de ancak 1 saat sürüyordu. Ayakkabımı giyme fırsatı bile bulamadan çıplak ayakla metroya kadar hızlıca yürüdüm. Metroda Suarez maskeli Uruguaylılar’la yolculuk yapmak keyifliydi. Bir ulusun ne yaparsa yapsın sevilen yaramaz çocuğu idi Suarez.

Maçın başlamasına 5 dakika kala maçı izleyeceğim Maracana semtine gelsem de

güvenlik

yine arttırılmıştı. Biletsizler bu sefer metrodan çıkar çıkmaz stadyumdan uzak tutuluyordu. Kırmızıdan, sarı renge geçiş yapmıştım çoktan ama maçın başlangıcını kaçırmıştım güvenlik nedeniyle.


Neymar’ı çıldırtan poz!

Turnuvanın en güzeli golü Maracana’daydı


Stadyumun içine girme şerefine nail olamasam da mahallede beşinci maçımı izliyordum. Artık hakim olduğum muhitte nerede maç izleneceğini de iyi biliyordum. Arjantinli ev arkadaşım Luciana ile barların olduğu sokağa gidip yerimizi aldık. Gittiğimizden 10 dakika sonra turnuvanın en güzelini golünü Rodriguez’in ayağından Kolombiyalılarla birlikte izledik. Uruguaylılar da vardı barda ama 3 kişiydiler. Zaten nüfusları da 3 milyondu. Mücadelenin ikinci yarısının hemen başında James Rodriguez ikinci golü atınca semtin orta ölçeklikteki meydanına kurulan ekranların olduğu yere gittim. Uruguaylılar bayraklarını televizyonun altına asmıştı ama taraftarların kazanma arzusu takımda yoktu. Ospina kurtarışlar yaptıkça, Kolombiyalılar alkış tufanıyla sevinip Uruguaylılar’a sinir edici sözler söylüyorlardı. Dakikalar azaldıkça sarı formalıların coşkusu artarken, maviler daha son düdük çalmadan meydanı terk ettiler.

Günün sonunda kazanmalarını istediğim iki takımdan biri hüzünlü ve talihsiz bir şekilde turnuvaya veda ederken diğerinin sergilediği şahane oyunla turnuvaya devam etmesi mutluluk vericiydi. Belki bir sonraki turda Kolombiya ile yorgun Brezilya’yı turnuva dışına itebilirdik!


Dünya Kupası’nda oruç tartışması

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder